Yine Berrin'deydik o akşam. Üçümüz birşeyler izleyecektik. Berrin yemek hazırlarken biz de sohbet ediyorduk. Bana güvenmesini sağlamak için o kadar çabalıyordum ki, ona rağmen bana hâlâ gerçek adını söylememişti. Onun görebileceği şekilde facebook hesabımı açtım ve bu sayede soyadımı görmesini sağladım. Belki bu birşeyleri tetikler diye düşündüm ve evet başarmıştım. Soyadımı gördüğünde şaşırmıştı. "Sen Veli beyin oğlu musun?" diye sordu bana. Doğruydu, babamı benden önce tanıyormuş Çünkü bir dönem aynı işyerinde çalışmışlar. Ben de şaşırmıştım. İşte o andan sonra bana ismini söyleyeceğini hissettim. Eve dönerken söylemişti de. Ancak arkadaşlarım hâlâ Ozan ismini biliyordu. Neyse bir şekilde halledecektim o meseleyi de zamanı gelince.
Birkaç gün önce görüştüğümüz çocuk tekrar görüşmek istediğini söylemişti. Bu sefer şehir dışından bir arkadaşının geldiğini, onun da yanımızda olmasının bir sakıncasının olup olmadığını soruyordu. Sorun olmayacağını söyledik. Zaten o da buralı değildi, yakındaki ailesini ziyarete gelmişti burada da arkadaşında kalıyordu. Bu kez direk olarak evine gittik. Eve gittiğimizde karşılaştığımız manzara biraz endişe vericiydi. Zira evde fazladan tanımadığımız bir kişi daha vardı ve gider gitmez elimize tutuşturulan çay ve altın gününde yapılabilecek kategoriden bir tatlı ile birden kendimizi adeta bir ev oturmasında bulmuştuk. Sohbet tıkandıkça bir şekilde açılıyor, dakikalar geçmek bilmiyordu. Üstelik yabancı kişi, Özgür'ün tek gecelik ilişki yaşadığı kişinin sevgilisiydi. Nihayet yabancı kişi "Ben artık gideyim" diyip aramızdan ayrıldıktan sonra odada dört kişi kalmıştık. Biz çocukla sevişmeye başlamamıza rağmen, arkadaşı uzak bir noktadan bizi sadece izliyordu. Üçümüz ateşli anlara giriş yaptıktan sonra bile diğer kişi hiç istifini bozmadan, sessiz ve hareketsiz olarak bizi izlemeye devam etti. Artık rahatsız edici bir boyuta ulaşmıştı. O dakika çocuğa "Arkadaşın ya aramıza katılsın ya da dışarı çıksın" dedim. Ondan sonra arkadaşı yanımıza gelmişti. Fakat biz ikiye bölünmüştük. Özgür arkadaşıyla ben ise o çocukla kalmıştım. Yan yanaydık ama birbirimizle ilgilenemiyorduk. Zaten o dakikadan sonra çok uzun sürmedi işimizin sonlanması.
Oradan çıktığımızda her ne kadar zevkli dakikalar yaşamış olsak da, Özgür'ü bir başkasıyla paylaşma fikrinin aslında o kadar da hoşuma gitmediğinin farkına vardım. Sanırım ondan hoşlanmaya başlamıştım. Bunu kendime itiraf etmeye korkuyordum. Ona bahsetmem mümkün değildi. Soğurdu benden, uzaklaşırdı. Çünkü böyle bir yola girmek istemediğini defalarca altını çize çize söylemişti. Ama ya nasıl olacaktı? Ben ondan her geçen gün daha fazla hoşlanırken, o başkalarıyla görüşmeye devam ederse buna nasıl dayanacaktım? Çok ince düşünüyordum bence. Zaman içerisinde herşey netleşirdi zaten.
Henüz bir ölüp bitme durumu yoktu bende ona karşı. Sonunun öyle olacağı belli bile değildi. Yine de iki günde bir, hatta çoğu zaman her akşam görüşüyorduk. Cafeler bizim kaçış noktamızdı. Bazen o beni arabayla alırdı bazen de ben onu. Rahattık, sohbetlerimiz artık biraz daha akıcı olmaya başlamıştı. Onu etkilemeye çalıştığımı fark ediyordum bazen. Benimle görüşmeye devam etsin istiyordum. Çünkü bu anlamda onu hiç tanımıyordum. Sevgili istemeyen biri arkadaş olma konusunda nasıl olurdu? Konuşmalarımız arasında çok sevdiği bir yabancı dizi serisinden bahsetti. Hemen o an aklıma, yine aynı diziyi çok seven yakın arkadaşım Emir Zahir geldi. Müthiş bir film ve müzik arşivi vardı. Onunla görüşüp, elinde çok iyi görüntü kaliteli bölümleri bana göndermesini rica ettim. Birkaç gün içinde bölümler elime ulaşmıştı. Bir akşam yine cafede birşeyler içerken bu sefer yanında laptopunu da getirmesini söylemiştim. Bölümleri kopyaladıktan sonra onu mutlu ettiğimi düşünerek mutlu olmuştum. İlişkilerimde böyle biriydim ben çoğu zaman, karşımdaki mutluysa ben de mutluydum. Ve onu mutlu edince ben de mutlu oluyordum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder