Yine heyecanlı dakikalar bizi bekliyordu. Dün yaşadığımız anların hızlandırılmış halini tekrar oynuyor gibiydik. Eve geldikten sonra yine laptopu açtık, müzik dinliyorduk. Birbirimize dokunmamız bu sefer çok daha az zaman aldı. İkimiz de istiyorduk bu anları yaşamayı. O testi geçmişti vücutlarımız. Ten uyumumuz kesinlikle vardı. Odaya çıkıp sevişmeye devam ederken, onu ne kadar çok arzuladığımı fark ettim. Çünkü hoştu, sakindi, ağırdan alabiliyordu. Ama ikimizde de doruk noktasında olan heyecan, şehvet ile birleşince ortaya çıkan manzara fişe takılı pille çalışan elektronik alet performansı gibiydi. Hep bir fark olurdu ikisi arasında. Elektrik hep daha canlı yapardı makineyi. Bizimki de öyle birşeydi.
İlk kez o gün, orgazmdan sonra ona dokunarak uzanmak istedim bir süre. Sarılmak belki de. Yan yana yatıyorduk. "Bana hâlâ gerçek adını söylemeyecek misin?" dedim gülerek. "Hayır" dedi ve güldü. Biraz bozulmuştum. Daha ne olması gerekiyordu ki? Sanırım biraz daha zaman geçmesi gerektiğini düşünüyordu. Çıplak şekilde çok yatmadık ve üzerimizi giyinip aşağı odaya indik. Biraz oturduktan sonra yemek için dışarı çıkmaya karar verdik. Ben ona sarılıp uyumak istediğimi ilk kez o gün fark ettim. Çünkü ondan hoşlanmaya başlıyordum. Ama o izin verdiği kadar yaklaşabiliyordum ona. İki kez beraber olmamız, daha fazla konuşmamız bir şeyi değiştirmemişti.
Çarşıya indiğimizde ne yediğimizi hatırlayamıyorum. Ufak veya büyük, önemli veya önemsiz, ayrıntı veya değil bazı anlar ve anılar hafızama kazınmışken, bazılarını geri çağırdığımda yerinin boş olduğunu görüyordum. Ne kadar zorlasam da hatırlayamıyordum. Herneyse, zaten yaşadığımız şehirde yemek seçenekleri pek fazla değildi. Onun bana göre daha seçici olduğunu söyleyebilirdim. Yemekten sonra cafede oturup bir şeyler içmiştik. Sosyal olarak hâlâ çok tutuktu. Onunla konuşabilmek için adeta kendimi zorluyordum. Çünkü ben konuşmadığımda ya boş boş etrafa bakıyor veya telefonuyla oynuyordu.
Karakterini de yavaş yavaş çizmeye başlıyordum kafamda. Zor biriydi, uğraşacaktım. Konuştuğumuz konular genelde benim onu tanımaya yönelik sorduğum sorulardı. Onun dışında hâlâ hayat görüşünü ve hobilerini öğrenmeye çalışıyordum. Müzik zevkleri olarak yakındık, bu iyi birşeydi. Çünkü dinlediğim müziğe anlam veremeyen biriyle iyi anlaşmam da kolay olmuyordu. Ozan'la şimdiye kadar iyi anlaşıyor gibiydik. Tabi ki daha yolun çok başındaydık üstelik sadece beraber olmuş iki kişiydik. Herhangi bir sorumluluğumuz yoktu birbirimize karşı. Kafasındaki planı bilmiyordum belki de o yüzden bana ismini söylememişti hâlâ. Ancak bu işin peşini bırakmayacağımı o an biliyordum.
Eve gittiğimde ilk işim şu meşhur bilinmeyen numaralar servisini arayıp Ozan'ın numarasını sorgulatmaktı. Ve sonuç... Ozan'ın gerçek isminin Özgür olduğunu öğrendim. O an şok oldum. Kendini bu kadar gizleyen bir insan nasıl olmuştu da numarasını gizlememişti? Üstelik adını soyadını facebookta yazdığımda da profiline ulaşmıştım. "El mi yaman bey mi yaman?" diyordum içimden. "Sen benim gibi birinden ismini bu kadar uzun süre saklarsan, ben de arar bulurum" cümlesi aklımdan geçti o an. Tabi ki ona hiç birşey söylemeyecektim. Bakalım gerçek ismini bana ne zaman söyleyecekti?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder