Buluşma için hazırlanıyordum. Bir yandan heyecanlıydım da. Zira yeni birini tanıyor olma süreci bile başlı başına bir heyecan unsuru olmuştu bende hep. Nasıl biri çıkacak, neler konuşacağız, beni nasıl bulacak gibi sorular olurdu aklımda genelde. Buluşmalar için genelde dakik olmaya çalışırım ama bu sefer erken gelmiştim buluşacağımız noktaya. Birkaç dakika bekledikten sonra tam saat geldi ve o hâlâ ortada yoktu. Whatsapptan yazdığımda mesajın iletilmediğini gördüm, sonra telefon ettim ama bir de baktım telefonu kapalı! Derken mesaj iletildi, sonra herhalde çekmeyen bir yerden geçti diye düşünmüştüm. Şehrimizin klasik buluşma mekanı olan yerin önünde beklerken, köşeyi döndüm ve karşıdan geldiğini gördüm.
Elimi uzattım, merhaba diyip adımı söyledim. Elini uzattı, biraz durdu ve "Merhaba, ben de Ozan" dedi. Ona dair ilk fark ettiğim ismi konusunda doğru söylemediği oldu, zira bu ortamda çoğu kimse gerçek ismini söylemiyor ilk başta. Gizlilik mi dersiniz, güvensizlik mi, paranoya mı her ne olursa olsun ben bu durumu kişiye bırakıyorum. Ben de çoğu kez farklı isimler söyledim ancak son yıllarda hep kendi ismimi kullanıyordum. Kendimi daha rahat hissettiğimi fark ettim çünkü diğer türlü o yabancı isme alışamadım için garip geliyordu.
Çok yakındaki cafeye gidiyorduk, o sırada fark ettiğim başka bir detay diş teli takıyor oluşuydu. O an büyük bir rahatlama ve belki de anlam veremediğim bir yakınlık hissettim o daha hiç tanımadığım kişiye karşı. Çünkü ben de diş teli takıyordum ve bu konuda benzer süreçlerden geçmiş olmamız hoşuma gitmişti. Ayrıca bu durum ileride bir konuda ona yardımcı da olacaktı.
Cafeye gelmiş, cam kenarındaki bir masaya oturmuştuk. Muhabbet olarak beni zorlayacak birine benziyordu ilk izlenimimde. Çünkü pek fazla konuşmuyor, sadece sorduğum sorulara cevap veriyordu. Biraz gergin ve dikenüstünde tavırları da etkiliydi tabi ki bu davranışında. O an düşündüğüm zaman içerisinde biraz daha rahatlayacağıydı o yüzden çok kafama takmamıştım. İlgimi çekmişti, dış görünüş olarak beğenmiştim, etkileyiciydi. Karakter olarak ise kendine güveni yerinde, biraz umursamaz ve alaycıydı. Tabi bunlar ilk izlenimlerimdi, şimdi geriye dönüp o günü düşündüğümde yüzümde sadece bir gülümseme oluşuyor. Vay be diyor insan. "Ozan gerçek ismin değil, değil mi?" diye sorduğumda biraz durakladı. "Gerçek ismini sormayacağım sadece bunu bilmek istiyorum" dediğimde "evet gerçek ismim değil" dedi. Sohbet devam ediyordu fakat onun hakkında çok bir şey öğrenemiyordum. Yazışırken bana söylediği mesleği aslında doğru değilmiş. Bir yandan çalışıp bir yandan yüksek lisans yaptığından bahsetti. Kişisel bilgilerini özenle saklıyordu. Tek konuşabildiğimiz hobiler, genel olaylar hakkındaki fikirleri, ortam muhabbetleri gibi şeylerdi.
Bir süre sonra zamanın çok hızlı geçtiğini ve hiç sıkılmadığımı fark ettim. Bu iyi olmalıydı. Derken geç olduğunu ve kalkması gerektiğini söyledi. Beraber kalktık. Arabayla geldiğini, istersem beni eve bırakabileceğini söylemişti. Hoşuma gitmiş miydi? Tabi. Sonuçta kendini bu kadar gizleyen bir insan olarak, arabasını tanıyacak olmama takılmamıştı ya da sorun etmeyecekti. Sonuçta at hırsızı bir tipim olmadığı ve de güleryüzlü olduğum için insanlara o ilk izlenim güvenini verebilen biri olduğumu biliyorum. Üstelik benim yaşadığım yeri de öğrenmiş olacaktı. Ona güveniyor olmam onun bana güvenmesini sağlamayacaktı ama olsun yine de olumlu bir adım olarak görüyordum bu hareketi. Derken sokağa geldik ve teşekkür edip, memnun olduğumu söyledikten sonra arabadan indim. Bu tarih 27 Ocak 2013'tü...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder