Evine gittiğimiz arkadaşım Okan ile yaklaşık iki ay önce tanışmıştık. Tamamen arkadaşlık çerçevesinde görüştük birkaç kez. Genelde evde film izliyorduk. Yakın arkadaşlarım arasında değildi ancak o dönemlerde sık olarak görüştüğümüz için Ozan'ı ilk olarak onunla tanıştırmak istedim. Yakın arkadaşlarıma ise Ozan'dan biraz bahsetmiştim, bana yolladığı o pek birşeyin belli olmadığı fotoğrafını göstermiştim. Bir arkadaşım "şam şeytanı gibi" demişti. Tabi ki bunun sebebi fotoğrafın çözünürlüğünün düşük olması bu sebeple çok net görülmüyor olmasıydı.
Eve vardığımızda Ozan biraz tedirgindi, neredeyse hiç konuşmuyordu. Okan da çok fazla konuşkan biri olmadığı için muhabbeti yürütme görevi benim üzerime kalmıştı. Ozan'ı Okan'a tanıtabilecek kadar iyi tanımıyordum henüz. Gerçek ismini bile bilmiyordum. Ama zamanı gelince öğreneceğimi biliyordum, bekliyordum sadece o doğru anı. O güven haznesinin yeterince dolmasını. Televizyonda, o dönemler parlak dönemini yaşamaya başlayan "Muhteşem Yüzyıl" vardı. Hepimiz kitlenmiş onu izliyorduk. Bir yandan da Ozan'ın yanında getirdiği laptopuna Okan'ın ve benim film arşivimizi aktarıyorduk, daha doğrusu Ozan istediklerini seçip kopyalıyordu.
Ozan kendi dünyasında bir çocuktu. Ona bir şey sormadıkça o seninle konuşma gereği hissetmez, kendi kanalize olduğu uğraş ile konsantre bir şekilde ilgilenirdi. Beni en çok zorlayacak kısmın bu kabuk olduğunu görebiliyordum. Tanıştığımız ilk gün içimden geçen "Bu çocuğun hayatında olmalıyım, bu çocuk benim hayatımda olmalı" cümlesi, onu arkadaş olarak bile olsa kazanma isteği, hep bu merak sebebiyleydi.
Çay içip dizi izlediğimiz sırada Okan'a bir telefon geldi. Yanımızda kısaca konuşmuştu. Şehirdışından uzun süredir görmediği bir arkadaşı gelmişti ve bir saatliğine onu görmeye gitmesi gerektiğini söyledi. Ozan ile yalnız kalacaktık. İstesem böyle bir ortam ayarlayamazdım, zira Okan'dan bunu isteyecek kadar samimi değildim ancak bizi evde yalnız bırakabilecek kadar da samimiydik. Okan gitti. Zorlu süreç şimdi başlıyordu. Ozan'ın tavırlarında hiç değişiklik yoktu ama ben ona bir şekilde dokunabilmek istiyordum. Onu öpebilmek, dokunabilmek nasıl hissettirecekti bunu çok merak ediyordum. Dış görünüşü, tipi artık birkaç kez görmenin vermiş olduğu eminlikle, diyebilirdim ki benim için uygundu. Beğeniyordum onu.
Ancak gel gör ki biz dizi izlemeye devam ediyorduk, zaman geçiyor ve Okan'ın geleceği süre yaklaşıyordu. Arada birbirimize bakıp gülümsüyor sonra tekrar diziye dönüyorduk. Yaklaşık yirmi dakika boyunca bu şekilde devam edince artık bir şey yapmam gerektiğini düşündüm. Laptopunda film kopyalamaya devam ederken "eğer bakmak istersen porno arşivimi de gösterebilirim" dedim. Bu şekilde belki bir kıvılcımlanma ile yakınlaşırız diye umut etmekteydim. Bir film açtım, hızlıca ileri sardı birkaç kez. Kapattı. Derken başka bir tane açtı, yine hızlıca ilerlettikten sonra kapattı ve "bence porno kişisel olmalı" dedi. İzlemek istemiyordu. Tedirgin olmuştu, hissedebiliyordum. "Peki" dedim ve o fasılı kapattık. Umutsuzluğa düşmüştüm, acaba yakınlaşmak istemiyor muydu? Veya ona attığım işi anlamamış mıydı? Denemeye devam etmeliydim. En sonunda cesaretimi toplayıp o meşhur soruyu sordum. "Bir şeyler yapmak ister misin?"
Hafif bir gülümsemeden sonra "Olabilir" dedi ve oturduğum yerden ona doğru uzandım. Öpüşmeye başlamıştık. Bugüne kadar bir çok kişiyle öpüşmüş olmamdan dolayı ilk hissin çok önemli olduğunu biliyordum ve bu kez hissettiklerim şahane duygulardı. Diş tellerimizi sorun etmeden ve olabildiğince tutkulu bir biçimde devam ediyorduk. Elini tutuyordum, sonra yanıma oturdu ve pantolonlarımızın düğmelerini açmaya başlamıştık. O an ne düşünüyorduk bilmiyorum, ne kadar ileri gidebilirdik ki? Öpüşmek o kadar iyi hissetirmesine rağmen ikimizde de olan şehvet daha ileriye gitmek için zorluyordu bizi. Şu an düşündüğümde, defalarca baştan yaşamak istediğim anlar, açılan dış kapının sesi ile ansızın sona erdi.
Okan gelmişti. Koridora girmiş ancak henüz odaya girmemişti. Toparlanmak için belki de saniyelerimiz olduğunu biliyorduk. Neyse ki üzerimiz giyinikti, hem birbirimize bakıyor hem de az önceki sahnenin kanıtlarını üzerimizden silmeye çalışıyorduk. Okan odaya girdiğinde en önemli kısmı unutmuştuk. Okan gülerek bize "neler yapıyorsunuz siz burda? :)" dedi çünkü o evden giderken karşılıklı oturan biz, hâlâ yanyana oturuyorduk. Gülümseyerek "hiç, dizi izliyoruz" dedik ve evet hiç inandırıcı değildik. Mutluydum bir yandan da kızıyordum kendime, dakikalarca bekleyeceğimize keşke daha önceden öpseydim onu dedim. Olan olmuştu, sonuçta ikimiz de bir yere gitmiyorduk. Ama o kısacık dakikalar bile yetmişti bana.
"Kalkalım artık geç oldu" dedik bir süre sonra. Evim diğer mahallede olduğu için Okan arabayla bırakacaktı beni. Ozan nerede oturduğunu söylememişti, sadece çok kaba bir şekilde evinin bulunduğu bölgeyi tarif ediyordu. Okanla beraber önce onu bıraktık, yola devam ederken Okan eve geldiğinde ne yaptığımızı sordu. Utanarak bahsettim ama mutluydum da. Eve vardığımda bu ilginç tecrübe hâlâ aklımdaydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder