Eve döndüğümde güzel vakit geçirmiş olmanın verdiği mutluluk ile uyumuştum. Ertesi gün uyandığımda yine sıkıcı hayatıma devam ediyordum. İşsiz olmak artık bünyemi de psikolojimi de olumsuz etkiliyordu. Uzun süredir işsiz olmanın verdiği çaresizlik, evdekilerin o birçok şey anlatan bakışları ama anlatmak istediklerini hiç dile getirmemeleri, yavaş yavaş tükenmekte olan birikim stoğum, bu dönemde yanında olmaya çalışan ancak herkesin kendi hayat koşturmacasına düştüğü bir ortamda arkadaşlarımla olan ilişkim. Tüm bunlar beni adeta bir pestil haline getiriyordu. Tüm yaşam enerjim kurumuş, fakat ona rağmen yine de gülümsemeye çalışan, olumlu düşünmek için var gücüyle çabalayan biri olmuştum bu dönemde.
İş arayışım hep İstanbul içindi. Burada kalmak istemiyordum artık. Ailemden uzakta, biraz daha özgür, istediğim hayata biraz daha yakın olmak istiyordum. Yazdan beri birçok iş görüşmesi yapmama rağmen hâlâ işsiz olmam da motivasyonumu düşürüyordu. Genelde hep evde vakit geçiriyordum, arkadaşlarımla birkaç günde bir görüşüyordum. O gün Ozan'la da yazıştık, içeriğini tam anımsayamasam da, hatır sorma faslından sonra çok genel bir sohbet olduğunu biliyorum. Bu kez ilk olarak o bana yazmıştı. Tabi bunlara çok fazla anlam yüklememek gerektiğini çoktan öğrenmiştim o yüzden benim için değişen bir şey yoktu, zaten bir ortada sorun yoksa konuşmak istediğim kişilere yazma konusunda tereddüt etmezdim hiç.
Ertesi akşam ben yine birbirinden farksız günlerden birindeyken, Ozan yakındaki deniz kıyısı ilçeye gezmeye gideceğini, benim de ona katılıp katılmayacağımı sordu. Şaşırmıştım. Bir anlam yüklemeli miydim? Henüz değil. O an yüzümde oluşan gülümseme ve şaşkınlığın yanında hissettiğim mutluluk, az da olsa kafamı dağıtacak bir mekan değişikliği iyi gelecekti bana. Tamam dedim ve beni o gün bıraktığı yerden aldı. Yol boyunca çok fazla konuşmadık, sessizdi, ben de durup durup aklına birşeyler gelen, konudan konuya atlayan, çenesi düşük biri olmadım hiç. Ama istediğim zamanlarda gayet verimli bir sohbet yürütebildiğimi de biliyordum.
Hava soğuktu o yüzden çok fazla dolaşmadan şehir merkezindeki tatlıcıya girdik, yola bakan cam kenarına oturduk. Muhabbet güzel gidiyordu, lise ve üniversite hayatlarımızdan, askerlik döneminden, detaylı olarak hobilerimizden bahsettiğimizi hatırlıyorum. Sıcak bir sohbetti, Ozan çok az da olsa rahatlamış gözüküyordu. Ancak Çin Seddi'ne taş çıkartacak yükseklikte duvarları sohbetteki birkaç cümleden sonra belli ediyordu kendini. Onu tanımak için izin verdiği kadar yaklaşabiliyordum ancak. Kendisi için bende merak uyandırıyordu ama kendi içimde değerlendirdiğimde bir sonuca varmak için çok da erkendi. Güzel vakit geçiriyor muydum? Evet. Şimdilik tek önemli olan buydu.
Askerlik fotoğraflarını göstermişti bana o akşam, o fotoğraflarda gördüğüm temiz yüzlü, sevecen çocuk şimdi karşımdaydı. Eve döndüğümde o aklıma kazınan görüntüleri tekrar görmek istedim. Açık bir facebook grubunda yüklüydü fotoğraflar, arayıp buldum, birkaç kez baktım aynı fotoğraflara. O an farkına vardım, Ozan'ı daha yakından tanımak için çabalayacaktım. Ertesi gün için sözleşmiştik, onu bir arkadaşımla tanıştıracaktım. Evine çay içmeye davet etmişti bizi. Hem de konuşurken bahsettiğim yabancı dizi-film arşivimi getirecektim ona. Onunla ortak noktalar yakalamaya çalışıyordum, ki bu durum sadece ona özgü bir hareket değildi. Sonuçta karşındaki ile muhabbet edebilmek için bu olması gereken bir durum zaten. Derken ertesi gün oldu, akşam çarşıda buluştuk. Bu kez araba ile gelmemişti, arkadaşımın evine otobüs ile gidecektik, otobüs yol aldı, ineceğimiz durağa geldik. İndik ve yürümeye başladık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder