6 Ağustos 2016 Cumartesi

Bölüm xc - Eğlen Güzelim

Eğlen güzelim gününü gün et
Ben vazgeçmişken eğlen
Karaları ben bağlarım
Sende vakit çok erken

Çok iyi eğlendiğine emindim. İnsanlarla düşüp kalmak çok eğlenceliydi çünkü. Sadece seks yapmak gerisini düşünmemek, önemsememek, sorumluluk almadan, başına dert sarmadan, yalnızca vücudunun isteklerine cevap vermek. Peki kalp ne için vardı? Bilmiyor, umursamıyor gibiydi. Nerde kalmıştı o derin duygular? Kıyasladığında beni yerden yere vuran, duygusuz, ruhsuz olmakla suçlayan o romantik aşık nerdeydi? Eğer orada bir yerlerdeyse neden göremiyorum? Hiç var olmadıysa o zaman bu iddialar niyeydi? 

İkimiz de kendi hayatımıza daha çok zaman ayırabiliyorduk artık. Benim için iki araya sıkışmış hissi veren arkadaşlarımla görüşme seanslarım, takatim olmadığında evde hiç birşey yapmadan oturabilme özgürlüğüm, istediğim kişiyle istediğim zaman buluşabilme rahatlığım. Kafama takılan şeyler listesinden silinmişti bunlar. Ama bilmiyordum ki yeni şeyler eklenecekti o listeye. Her biri birbirinden daha acı, damara giren iğne gibi ilk anda yaşattığı yanmanın sonrasında artarak bir süre devam etmesi, oraya günlerce dokunamaman, morarması ama sonrasında yavaş yavaş iyileşmesi. İşte bu listedeki soruların üzerimdeki etkisi bu şekilde oluyordu. Kolay atlatabileceğim durumlar olmuyordu. Şu an nasıl? Nerede? Kiminle beraber? Beni düşünüyor mu? Aklına hiç geliyor muyum? Ne hissediyor? Bu soruların cevaplarını aramaya çıktığımda adeta bir mayın tarlasında geziyor gibi hissediyordum kendimi. Bir süre sonra artık yara almaktan yorgun düşmüş olarak, cevapları aramaya çıkmamaya başladım. Zira ulaştığım cevapların hepsinin etkisi aynıydı. İç parçalayıcı, yürek burkucu. En ufak bir umut kırıntısı bile bulamıyordum. Beni mutlu edecek bir ayrıntı, kafamda kurduğumda olumlu sonuçlanabilecek bir durum. Yoktu, olmazdı da. Potansiyel ortada. Kimden neyi bekliyordum ki? Karşımda benim gibi detaylı düşünen bir insan yoktu. Hiç olmamıştı. O yüzden bu neyin kavgasıydı? İçime neden söz geçiremiyordum? Zaten çözümsüz bir durumu neden tekrar tekrar başa sarıyordum?

Düşün düşün aşamıyorum engelleri
Varamıyorum yanına çarelerin
Yıkıl duvar göremiyorum enginleri
Gidemiyorum bırakıp uzaklara
Bir ağlarım bir gülerim
Sanma senden vazgeçerim
Alışamam inan yokluğuna

Tamam dedim kendi kendime. Sahte ama gerçek bir evlilik yapmasına, çocuğu olmasına, bana hiç değerim yokmuş gibi davranmasına izin vereceğim. Sınırlarımı hiç olmadığı kadar genişleteceğim. Başkalarıyla tek görüşmesine hâlâ izin veremezdim ama diğer şartları söylediğimde kabul etmemesi için bir neden yoktu. Kendi kendime yazdığım senaryoda birden mutluluğu yakalamıştım bile. Tekrar sarılabilecektim ona, elini tutabilecektim. Beraber uyuyabilecektim. Yine beni sevecekti, belki de hiç vazgeçmemişti sevmekten. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Bu dünyanın en saçma fikri beni mutlu etmişti. Başka çarem kalmamıştı, herşeyi göze almalıydım. Dayanamıyordum.
"KENDİNE GEL" dedim birden. Düşündüklerimin oluru yoktu, asla da olamazdı. Neydi bu kafamdan geçenler? Uyuşturucu bağımlısı hallerim artık bir son bulmalıydı. İşte o gün bu blogu yazmaya karar verdim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder